5

Mayıs
2012

Bahçedeki Uyanış…

Yazar: sef  |  Kategori: Genel  |  Yorum: Yok   |  
Bahçedeki Uyanış…

Bu gün, bahçedeki güllerin ve papatyaların ne kadar büyüdüğünü fark ettim..O kadar güzel gözüküyorlardı ki,resimlerini çekip sizlerle paylaşmak istedim. Yaşam da herşeyin ruhu var, baharın gelmesiyle o ruh kendini o kadar çok hissettiriyorki, tıpkı biz insanlar gibi, güneşin altında mutlular…Mutlularki, bu kadar güzeller..İnsan da öyle değilmi? Ne zaman mutlu olsak daha güzel gözükmüyormuyuz?

 

 

 

 

 

 

 

4

Mayıs
2012

Balkonda ki Sebze Bahçem

Yazar: sef  |  Kategori: Genel  |  Yorum: Yok   |  
Balkonda ki Sebze Bahçem

Bu sabah dünyanın en mutlu insanı ben oldum..Elimde çayım şöyle bir balkona çıkayım dedim..Bir de baktım ki, ektiğim biberlerim minik minik olmaya başlamışlar..heyecandan önce onları öptüm, daha sonrada çayımı çok daha keyifli içtim..

Yaklaşık , 2 yıldır balkonda sebze yetiştiriyorum. İnanın çok keyifli bir olay, günden güne büyümelerini görmek çok heyecan verici.Başta ,eşim olmak üzere herkez bana olmaz, hadi canım dediler ama geçen akşam yaptığım fesleğenli makarnaya da ağızlarını şapırdatarak tabak tabak yediler…şimdi akşamları eşim minik domateslerden bir küçük tabak yiyor..Herkeze tavsiye ediyorum, doğanın bu kadar cömert olduğu bu aylarda balkonlarınızda sebze yetiştirin.

Mutlaka fesleğen ve domates biberiniz olmalı..Bu konuda yardım isteyen herkeze yardımcı olmaya çalışıcağım..Sorularınız ve nasıl başlamak istediğiniz hakkında bana yazın..

 

 

 

 

 

12

Mart
2012

Kabak Tatlısı ve Ben…

Yazar: sef  |  Kategori: Genel  |  Yorum: Yok   |  
Kabak Tatlısı ve Ben…

Bir arkadaşım var köyde. Sebze, meyve yetiştiriyorlar. Dün bana geldi, yanında da kocaman bir köy kabağı vardı.. Geçen haftalarda da 40 yıllık bir ceviz ağacının cevizlerinden getirmişti. Ben, kek ve kurabiyede kullanayım derken sevgili eşim tamamını yemişti… Bu benim başıma hep geliyor, geçende bisküvili pasta yaparım diyerek büyük bir paket bisküvi aldım, içinde 5 paket vardı bu sabah 2 paket kalmış.. Yemeği seven, iştahlı bir adamla evliyim… Evet gelelim kabaklara, hadi bir kabak tatlısı yapayım dedim.. Ne zaman yapsam sulu oluyordu. Hep, kabaklara şekeri koyup bekletiyordum.. Bu sefer şekeri koyup, hemen ocağa aldım ve yüksek ateşte kaynatarak pişirdim. Sonuçta , muhteşem oldular. Bizim burada, kabağı pişirdikten sonra fırına atıyorlar ve üstüne tahin, fındık döküyorlar. Evde tahin kalmamış bende, sadece fındıkla servis yaptım. Yeni tariflerde buldum. Kabaklı kek, kabaklı kurabiye, kabaklı börek.. yaklaşık 5-6 yıl önce bir arkadaşım kabaklı pasta alıp gelmişti bana…Ya kabaklı pasta yenilir mi? diye düşünmüştüm… Yenilmez mi? o ne muhteşem tattı öyle.. Bu tarifleri hızlı hızlı yapmayı düşünüyorum.. Malum kabağın zamanı..

8

Mart
2012

Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun..

Yazar: sef  |  Kategori: Genel  |  Yorum: Yok   |  

 

Bir kadin çocuktur aslinda. Çocuk gibi davranmayi sever.
Erkegin kendisine bir çocuga gösterdigi sefkati göstermesini de ister.
Bir çocugu oksar gibi incitmekten korkarak oksamalidir erkek kadini.
Ama her kadin çocukça da olsa dinlenilmesini, dikkate alinmasini ister.
Yani birkadinin çocukluk yapmasina izin vereceksiniz, ama asla onu
… bir çocuk olarak görmeyeceksiniz.

Bir kadin güçlüdür aslinda. Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür.
Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasini sevmez. Ister ki erkegin
gücü kendisine huzur versin. Kendi kendine yapabilecegi seylerin bile
erkegin yapmasini bekler. Böylece hem daha kadin oldugunu hissedecektir
hem de erkeginin ne kadar güçlü oldugunu görecektir. Ancak kadini gücünü
göstermek istediginde onu engelleyemezsiniz. Yapmak istedigi
bir sey varsa mutlaka yapar.

Bir kadin sevgilidir aslinda. Içinde her zaman sevgiyi tasir.
Sevdiklerinden kolay kolay ayrilamaz. Sevdiklerini kolay kolay
kiramaz.Zor sever ama tam sever. Bir kadinin tam anlamiyla sevebilmesi için
yüreginin kabul ettigini beyninin de kabul etmesi gerekir. Ve
sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsiniz. Belki kolayca yüregine
girebilirsiniz.

Ancak beyninde yer etmemisseniz her an terk edilebilirsiniz.
Sevmedigi halde terk etmeyen kadinlar da var elbette. Bunun nedeni ise
engelleyemedikleri “acimak” duygusudur.

Bir kadin yalnizdir aslinda. Hiçbir zaman kadini bütünüyle elde
edemezsiniz. Kendisine ait bir dünyasi vardir ve orada hep
yalnizdir. O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez. Hiçbir anahtar o
dünyanin kapisini açamaz. Yalnizlik onun siginagidir. O siginaga ne
zaman girecegine, ne kadar kalacagina hep kendisi karar verir.
Siginaktayken oradan çikmaya zorlarsaniz onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.

Bir kadin çilgindir aslinda. Neler yapabilecegini erkek akli
hayal bile edemez. Yaraticiliginin siniri yoktur. Ama bunu ortaya
çikartmak için hayatinin erkegini bekler. Hoyratça harcamaz
yaraticiligini.
Sadece erkegine saklar. Bir kadinin gerçek erkegi olmayi
basarabilmisseniz çok sanslisiniz demektir.
Çünkü yasaminiz asla siradan olmayacaktir.

Bir kadin hayattir aslinda. Çünkü hayatin içinde olan her sey
ancak kadinlar oldugunda anlam kazaniyor. Yemek yemek, su içmek bile.
Bir kadinin elinden içtiginiz suyla kendi kendinize bardagi
doldurup içtiginiz su arasindaki lezzet farkini anlayabiliyor musunuz?

Anliyorsaniz ne mutlu size.

Anlamiyorsaniz, ne yazik ki yasamiyorsunuz.

CAN DÜNDAR

7

Mart
2012

Pideler…

Yazar: sef  |  Kategori: Genel  |  Yorum: Yok   |  
Pideler…

Eveeet, gelelim mutfağın en değerli tatlarından birine.. Pideler ve hamur işleri. Karadeniz insanı bize çok değerli bir tat bıraktı. Tabi ki tüm şehirlerde bir pide tarzı var ama nedense ben karadenizin kapalı pidesinin tutkunuyum. Orda sabahtan kıymayı kavururlar ve fırına yollarlar. Kocaman bir hamur yaparlar, pide kapalıdır ve içine piştikten sonra yumurta ve tereyağ kümesi koyarlar. Pidenin ucundan koparır ve içindeki tereyağa banarak yersiniz.. Çok güzeldir ama çok kalorilidir. İstanbul’da, Ümraniye ve Ziverbey’ de iki tane karadeniz pide salonu var.. Allahım muhteşem yapıyorlar.. Meşhur bir Şişman usta var her iki salonunda sahibi. Pidede kullanılan tüm malzemeler, karadenizden geliyor.. Tereyağ, un, aklınıza gelen herşey.. Lezzetin sırrıda bu zaten. Çünkü yaylalarda otlayan koyunlar, inekler oranın en güzel taze ve aromalı otlarını yiyorlar dolayısıyla da, etleri ve sütleri dahada lezzetli oluyor.
Gelelim Akdenize.. Burada ise meşhur olan, pişi… Pişiyle tanışmam yaklaşık 7-8 yıl önceydi. Komşularımdan biri, bir yakının ruhu için pişi yapmış bana bir tabakta getirdi. Ortası delik ve çok yağlı bu hamur acaip hoşuma gitmişti. Sonraları ekmek hamuruyla da yapılabildiğini öğrenmiştim, ama kendiniz hamuru yaparsanız daha da güzel olduğu kanaatindeyim. Sonuç mu?  tariflerini ekledimm… AFİYET OLSUN..

6

Mart
2012

Teşekkür Ederim…

Yazar: sef  |  Kategori: Genel  |  Yorum: Yok   |  
Teşekkür Ederim…

Yaklaşık son 3-4 yıldır, akşamları yabancı sitelerde farklı tarifler arıyor ve deniyorum.. İstanbul’a gidince de, sabah kahvaltısı için Beyaz Fırın’a, Kızıltoprak Görgülü’ye, akşam üstü Caddebostan Pelit’e , Kadıköy Baylan ve Şekerci Cafer Erol’a gidiyorum. Hepsinde sevdiğim aşık olduğum tatlar var. Sonra Bağdat Caddesi, Cafe Cadde de kahvemi içip ( hele bir de kar yağıyorsa ) caddede yürüyen insanları seyretmekten inanılmaz keyif alıyorum.
    Şekerci Cafer Erol’a her girdiğimde o kavanozlardaki rengarenk akideler, şekerler, ezmeler…Ahhh..Sultan sarması, tulumba… O güleryüzlü eski istanbul esnaf zarifliği..     
    Hemen caddenin altındaki Baylan…, Kremalı milföy pastasını ve profiterolü ilk kez orda yedim ben,.. Eşimle ilk orda buluştum, yaklaşık en az 25 yıldır biliyorum Baylan’ı.. Her gittiğimde yediğim milföy pastası hep aynı tatta ve aynı lezzette..
    Kızıltoprak Görgülü ve ŞİROZBEK.. Söylenecek hiç bir şey kalmıyor.. İçi badem ezmeli, üstü çikolata kaplı bir avuç top, bir avuç mutluluk…
    Beyaz Fırın’ın kurabiyeleri.. aklıma geldikçe başım dönüyor.., kutuları vs..
    Daha sayabilirim ama sayfalar yetmez herhalde düşkünlüğüm için. İşte bu aşk onlarla başladı, evde bende yapabilir miyim acabayla? Şimdi çıkan her kitabı, her tarifi, her siteyi denemek istiyorum, araştırıyorum.. Bir yerde denediğim ve kalbime, ağzıma tat veren bütün tarifleri arşivliyorum… Bunca yıldır ailemle geçirdiğim acı, tatlı anlarda hep yanımda oldukları içinde
…onlara TEŞEKKÜR EDİYORUM..

6

Mart
2012

Bir Kek Yapmak…

Yazar: sef  |  Kategori: Genel  |  Yorum: Yok   |  
Bir Kek Yapmak…

İki kek yaptım… Allah nazarlardan korusun. Böyle muhteşem bir şey yok ! Gece canım sıkıldı. Hadi mutfakta farklı bir şey yapayım dedim. Biri armutlu kek. Armut, inanın elmadan daha güzel bir tat veriyor keklere.. Bir kez inanılmaz sulanıyor ve aroması çok lezzetli. Kek hamurları ise tamamen benden.. Yumurtanın akını ayrı çırptım, sarısını ayrı, sonra yavaş yavaş karıştırdım. Tarihimde ilk kez şekeri koyduktan sonra çok uzun süre mikserle çırpmaya devam ettim. Krema gibi oldular. Daha pişerken kokusu mutfağa yayıldı..
Diğeri ise üzümlü kek. Üzümlü kekler bana hep yavan gelir. Ne yapayım diye düşünürken, bahçedeki portakal ağacı geldi aklıma, hemen 2 tane portakal kopardım. Portakalları üzümlü kekin içine rendeledim.. Sonuç mu? portakal kokulu, üzümlü harika bir kek oldu.. Bu sabah portakallı bir glazür yapmalıyım diye düşündüm. Denemek lazım. Belkide, portakalın fazlası keki ağırlaştırıp, portakallı keke döndürebilir.


Geçen pazar tv. de bir program vardı. Oradaki bayan Portekiz’i geziyordu. Belen pastası, diye bir tartı gösterdi.Bu tart, Portekizde çok meşhurmuş.Bir pastahanenin önüne geldi, yaklaşık 1937 de kurulmuş. Kapıda bir kuyruk vardı ki inanılmaz ! Günde yaklaşık 20 bin adet satıyorlarmış. Programı yapan bayan içeriye girdi. İçerisinin dekorasyonu o yıllardan beri aynı kalmış ve bir kalabalık aklınız almaz.. Tepsilerle geliyor ve bitiyor, yeni tepsiler geliyor. Bayan masaya 4 tane aldı. Üstünde pişmiş krema,  altında tabanı kıyır kıyır milföy hamuru gibi. Tarifini kimseye vermiyorlarmış !.. Beni bir merak aldı ve internette araştırdım. Sanırım benzer bir tarif buldum. Yakında deneyip sizlerede aktaracağım.. Delimiyim ne? Portekize bile gitmeyi düşündüm… Allah Allah…

 

6

Mart
2012

Biz ve mutfağımız…

Yazar: sef  |  Kategori: Genel  |  Yorum: Yok   |  
Biz ve mutfağımız…

 

Geçen gece çok canım sıkkındı.. tv seyretmek, kitap okumak, müzik dinlemek canım nedense istemedi.. Ne yapayım derken kendimi mutfakta börek ve kurabiye yaparken buldum. Canım her sıkıldığında kendimi mutfakta buluyorum bu aralar… Sürekli yeni tarif peşindeyim, sanırım hep denenen kurabiye ve keklerden de sıkıldım artık. 
    Yabancı sitelere şöyle bir göz attığımda bulduğum yeni kek ve kurabiye tarifleri var. Bir de arkadaşlar var tabikii… benim bu işe ilk başladığımda düştüğüm en büyük hata, yabancı sitelerden aldığım kek ve kurabiye tariflerini tutturamamdı. Sonraları fark ettim ki, onların ölçü birimleriyle bizim ölçü birimlerimiz birbirinden farklı. Ölçü birimlerini bize uyarladığımızda hepsi tutuyor. Zaten inanın, yaptıkları tarifler o kadarda gözde büyütülecek kadar değil, gayet basit ve kolay.
    Geçen sabah Martha’ yı seyrediyordum. Bir konuğu vardı. Amerikada bir fırın sahibiymiş. Çok da tutulan ve kapısında kuyruklar olan bir fırının sahibi. İnsanlar stüdyoda kıyametler koparıyor, sıraya girip, yağmur altında saatlerce bekleyenler varmış. Yeni kitap yazmışlar, kitabı Martha stüdyodakilere bedava verecek, alkışlar..alkışlar… Adama soruyor.. En meşhur tarifi verecekmisin? diye.. Adamda birazdan diyor… OOOO… alkışlar tekrar başlıyor, yıkılıyor stüdyo… Derken adam yapa yapa bir pan cake yapıyor… Yaptığıda özelmiş, kimse böyle pişirmiyormuş… Yumurtanın akını ayrı çırpttı, sarısını ayrı.. sonra, akları hamura koydu.. BU MU? aaaa.. Ben de özel kekler, kurabiyeler, poğaçalar bekliyorum.. 
    Eşime, Amerikada bir fırın açmam lazım dedim. Bir pan cake bu kadar ilgi görüyorsa söyleyecek çok şey yok.. Bizim Türkiyemiz, keklerde, kurabiyelerde, hamur işlerinde inanın daha önde ve maharetli. Bazı ürünlerde örneğin çikolata.. sonra cheese cake, aklıma gelmeyen binlercesi.. fakat dikkat edin, hepsine bizden birşeyler katıp, Türkleştiriyoruz… Çünkü bu konuda becerikliyiz ve buluşlarımız var..

13

Ocak
2012

FRİDA KAHLO VE JULİA CHİLD

Yazar: sef  |  Kategori: Genel  |  Yorum: Yok   |  

FRİDA KAHLO ve JULİA CHİLD
    Cumartesi.. haftanın tüm yorgunluğunun çıkması gereken gün.. erken bir saatte ayakta olup günü bitirmemek lazım. Sabah saat 8.30 da ayaktaydım.. bir bardak çay yaptım kendime, bu aralar Frida Kahlo’ya takıntılıyım.. 
    Muhteşem bir kadın Kahlo.. netten araştırıyorum bu ünlü meksikalı ressamı.. aslında hayatı bir çok acıyla şekillenmiş !.. bunalımlar, aşklar, kazalar herşey.. Bir kazayla yürüyememiş Kahlo.. yatağa bağımlı kalmış uzun süre.. resim yapmaya başlamış.. 
    Dünyadaki insan suretinin en anlamlı bakışlarını çizmiş, kimi zaman çaresiz bakan, kimi zaman mutluluktan cıvıl cıvıl gözler.. sanırım hayat acımasızca üstümüze gelince, yüce yaratan  öğretiyor kendimizle ilgili sırları.. hep bir şeyler öğreniyoruz.. kimimiz acıyla, kimimiz mutlulukla.. İşte Kahlo da hayatının acı ile geçen yıllarında, hayat enerjisini kaybetmeden en muhteşem tablolarını yapmış, öğrenecek çok şey var aslında o tablolarda.. Darısı başımıza.. 

Bir başka muhteşem kadınsa Julia, bana umut veren, yemek ve mutfak aşkını beynimde şekillendiren.. 
 Julia, mutfak konusunda hiç bir şey bilmeyen, iri kıyım o dönem standartlarına göre kaba sayılacak bir kadın. Can sıkıntısı nedeniyle kurslara katılıyor Paris te.. ve yemek yapmak bir yaşam biçimi oluyor Amerikalı bu kadında.. Düşününki, Amerikalıların bir mutfak kültürleri yok o zamanlarda.. Fransa ise yemek kültürünün en muhteşem büyülü döneminde.. ve Julia, öğrendiği her şeyi kitaplaştırmaya karar veriyor.     
    Kimse önceleri takmıyor bu kadını ve senelerce uğraşıyor. Fransız mutfağından Amerikan mutfağına birşeyler katmak için.. Veee Amerika’nın tv de ilk yemek programına başlıyor, bir nevi Amerikan kadını yemek yapmayı onunla öğreniyor. Kitapları her Amerikan kadınının evine giriyor. Bir devrim ve çağ başlatıyor, liderlik yapıyor.. 
    Hayatta imkansız diyebileceğimiz şeyler, azimle çalışırsak yapılabilir işte!.. Bu da hayatın sihri bence… Teşekkürler JULİA…

13

Ocak
2012

KAHVALTI

Yazar: sef  |  Kategori: Genel  |  Yorum: Yok   |  

Bu sabah bir arkadaşım, ‘Dünyada kahvaltı’ diye bir dosya yollamış .Yaklaşık 2 saat kadar inceledim. Ben hep, bizim kahvaltımızın çok kalabalık ve ağır olduğunu düşünürdüm. Zeytin, peynir, salatalık, reçel, kızarmış ekmek, yumurta.. Fakat farkettim ki, bazı ülkelerde, sabahları sarımsaklı, domates soslu ağır kahvaltılarda yapılıyor. Tabiki, 1 fincan kahve ve 1 dilim ekmekle yapanlarda var.
Bundan yaklaşık on yıl kadar önce uzakdoğuya onbeş gün kadar bir gezi yaptım. Bu oraya ilk gidişimdi. Sabah kahvaltısında şaşırmıştım. Çünkü, ballı çay, 1 kruvasan ve meyve yiyorlardı. İlk gün aç kaldım.. Sonra yavaş yavaş alışmaya başladım, aslında bu tam bir arınma oldu.. Gayet az yağlı ve bol meyveli bir diyet gibiydi. Yemek yeme alışkanlıkları yüzünden, sokaklarda bir tane şişman veya toplu insan göremedim. Farkındaysanız, Dünya üzerinde yüz yaşını deviren insanlarda hep oralardan çıkıyor. Ama Avrupa’ya ve Amerika’ya uzandığımızda sokaklarda inanılmaz şişman kadınlar ve erkeklerle karşılaşıyorsunuz. Hani yabancı filmlerde gördüğünüz o fit vucutlar aslında bir kandırmaca. Nufusun çoğunluğu şişman ve obez. Yeme alışkanlıkları fast food üzerine kurulmuş, çok yağlı ve kızartma ağırlıklı.
Yurt dışına bakınca aslında çok da fena değiliz. Bizdeki taze sebze yeme alışkanlıkları, süt ve ürünlerine olan düşkünlük, güzel bir mutfak olmamızı sağlıyor.

12

Ocak
2012

BÖREK YAPIMI

Yazar: sef  |  Kategori: Genel  |  Yorum: Yok   |  

12

Ocak
2012

EVORAYA VEDA..

Yazar: sef  |  Kategori: Genel  |  Yorum: Yok   |  

Onunla tanıştığımda araba kullanıyordum ve Ispartaya gidiyordum.. Yol sıkıcı, tek başımayım ve arabadaki tüm cd leri dinlemekten bıkmıştım. Radyoda karşılaştık.. hangi kanal bilmiyorum , bir ses, bildiğim tüm hüzünleri nota nota yaşattı bana.. Acıklı, ağlamaklı, tuzlu… piyanoyla birleşince coşkulu, bir dalga gibi.. köpük köpük sahile vuran, çarpan ve acıtan…
Evet o Evoraydı ve tanışmıştık.. O Atlas Okyanusunun Batı Afrika açıklarında Cape Verde de yaşıyordu.. tam da hissettiğim gibi okyanusun, dalgaların sesiydi.. Portekiz ve Afrika karması Creole dilinde söylüyordu… İlk şarkı söylemeye başladığında meşhur olamamış ve annesine ve iki kızına bakmak için barlarda çıkan, ellili yaşlarında meşhur olan, çıplak ayaklı muhteşem ses Evora… O saatten sonra ağlarken onu dinledim, mutluyken onu dinledim.. yani hayatı bir parçada onun sayesinde katlanılır hissettim..
Ben yüce Tanrının bazı insanlara, hayatın daha güzel ve yaşanılır olduğunu hatırlatmak için bu yetenekleri verdiğine inanıyorum. Onlar özeller ve ne mutlu onlara ki, bedenleri burda olmasada ruhları hep burda kulaklarımızda olacak, hüzünlüyken mutlu olmak, mutluyken de hüznü hissetmek için…
Teşekkürler EVORA…

12

Ocak
2012

NOSTALJİ…

Yazar: sef  |  Kategori: Genel  |  Yorum: Yok   |  

Nostaljik bir gece geçiriyorum sanırım..
Bu akşam annemin yaptığı kurabiyeyi yaptım… Birden her şey beni eskiye götürdü..
Hani o bahçelerde koşturduğumuz, çokokrem tüplerini ağzımıza dayayıp, bitince de taşla ortadan yarıp tüpün içini yaladığımız !..
Panter spor pabuçları vardı ( o dönem ne yazık ki başka spor pabuç yoktu.), önü kalın plastikti ve parmaklarımız hep yara olurdu.
Bakkal amcalarımız vardı.. İçeri girdiğinizde hoş kokan ama ne koktuğunu bilmediğimiz.. bir köşesinde açık gofretlerin satıldığı ve kese kağıtlarında 2 ya da 3 tane alıp çamlıca gazozla yediğimiz..
Ve.. leblebi tozları! Çocukluğumun en önemli detayıydı.. Allahım neden yerdik leblebi tozlarını? Puf der ağzımızda birden patlardı, sonra da nefes borumuza kaçar uzun süre öksürürdük.. Ellerindeki çanla sürekli mahallede gezen yoğurtçular, bozacılar ve macun şekerciler…
Bisikletler.. benim bisikletim kırmızıydı.. O dönem bisikleti olan çocuk ayrıcalıklıydı.. Kuka oynardık sokaklarda.. Bizler ortada sıçan, yakartop ve istop çocuklarıyız.. Oyuncaklar yoktu çünkü..
Evin arka bahçesinde toprakta patates bile pişirmişliğim vardır.. Ah o arka bahçe.. Kocaman bir dut ağacı vardı ve o dutlar olmaya başlayınca dadanırdık ağaca.. Bir Bektaş amcamız vardı.. Ne kızardı bize, az sopa yemedik bacaklarımıza, ama yine de korkmazdık ondan, çocukluğun verdiği o müthiş cesaretle.. Hayatımın en güzel dutlarını o bahçede yedim ben..
Bütün çocuklar, bayramlarda en güzel kıyafetlerini giyer, apartmandan başlayarak şeker toplardık, bayramlaşırdık…
Akşamları çocuklar birbirlerine rahatlıkla gider, oyunlar oynardı.. Çocuklar parmaklarını kesip kan kardeşi olurlardı.. Arkadaşlık büyüleyici derecede sadık, saf ve ön yargısızdı…
Akşam eve geldiğimizde annem bizi banyoya atar, çitilerdi resmen..( Hacı Şakir kalıp beyaz sabunuyla ) Her yerimiz çamur olurdu çünkü.. Sonra, babam işten eve gelir ve hep birlikte yemek yenirdi.. Saat dokuz civarı, bizi yatırırlardı ama televizyonda Dallas dizisi başlardı.. Kapının kenarından anneme çok yalvarmışımdır, seyretmek için..
Annemin günleri olurdu.. O kristal çay bardaklarında  servisin yapıldığı, kocaman masaların bir sürü kek, patates salatası, börek ve pastalarla donatıldığı.. Ben o masanın etrafında kedi gibi dolanırdım.. O kadınların makyajları, saçları, ojeleri.. Şen kahkahaları, dedikoduları ve toplanan altınlar…
Hayat ve zaman çok hızlı geçiyor.. Her şey değişiyor.. Değer yargılarımız, düşüncelerimiz.. Bende çok kayboldum ve kaybettim.. düşüncelerimi, aşklarımı, sevdiklerimi.. Her son, yeni başlangıçlara önderlik ediyor hayatta, dahada dik durmamızı sağlayarak.. Önemli olan içimizdeki sevgi ve güven duygusunu kaybetmemek…

30

Aralık
2011

Fırında Kıymalı Patates

Yazar: ulku  |  Kategori: Etli yemekler, Genel  |  Yorum: Yok   |  
Fırında Kıymalı Patates

FIRINDA KIYMALI PATATES TARİFİ

  • MALZEME LİSTESİ:
  • Patates
  • Kıyma

27

Eylül
2011

Yayın Hayatına Başladı…

Yazar: admin  |  Kategori: Genel  |  Yorum: Yok   |  

 

www.yemegtarifi.com sağlıklı ve lezzetli yemek tarifleri sunmak adına yayın hayatına başlamış bulunmaktadır.


Facebook FriendFeed Twitter RSS Beslemesi
sponsor reklamlar

125x125 Reklam 125x125 Reklam 125x125 Reklam 125x125 Reklam



© Tüm Hakları Saklıdır - YemegTarifi.com
Sitedeki görseller ve Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Wordpress Tema alexa bilgilerim Website Detay Creative Commons v3 ile Lisanslanmıştır!